Çarşamba , Eylül 19 2018
Anasayfa / Astronomi / Samanyolu’nun Tümünün Fotoğrafı Neden Yok

Samanyolu’nun Tümünün Fotoğrafı Neden Yok

samanyolu

İnsanlarca binlerce yıldır geceleri gökyüzüne baktığında Samanyolu’nun haşmetine hayran kalmıştır. Bugün amatör astronomlar, yıldız gözlemcileri bu geleneği devam ettiriyor. Peki bu görüntülerde Samanyolu neden sadece bir halka şeklinde gözüküyor? Yani gerçek görüntülerde gerçekten neden haşmetli Samanyolu’nu milyarlarca yıldızın ve bulutumsunun döndüğü bir halka gibi görmekteyiz ?

Maalesef bu sorunun cevabını vermek için bazı gerçeklikleri kontrol etmek gerekiyor. Hava yeterince karanlık, açık olduğunda Samanyolu’nun puslu bir halka gibi belirlenebilir. Buna rağmen çıplak gözle ancak 6000 ışık yılı görünür spektruma dayanarak gözlenebilir. Peki neden ?

Ne Kadar Büyük Olabilir Ki ?

İlk olarak galaksimizin kaba taslak boyu bile kafaları karıştırıyor. NASA Samanyolu’nun çapının 100,000 ila 120,000 ışık yılı genişliğinde olduğunu tahmin ediyor ki, bazı verilere göre 150,000 ila 180,000 ışık yılı genişliğinde. Bir ışık yılının 9,5 x1000000000000(10 üzeri 12) km olduğunu düşünürseniz Samanyolu galaksisi9,5×1017 ila 1,14×1018 km çapında oluyor. Layman terimine göre 950 kuadrilyon ile 1,14 kuintilyon km genişliğinde ki, bu kafamızı allak bullak etmeye yeter. Ayrıca 100 ila 400 milyar yıldız içerdiği ve 100 milyar kadar gezegene sahip olduğu düşünülüyor ki, evrene göre kıyaslarsak ;  biz bu gezegenlerden birinde yaşayan mikroskopik bir canlıdan başka bir şey değiliz.

Merkezde yaklaşık 10,000 ışık çapında yıldız gruplarıyla sıkıca paketlenmiş bir kabarıklık mevcut. Bu çıkıntının merkezinde Sagittarius(yay ) A* adı verilen,Güneş’ten 4,1 milyon kat daha fazla kütleye sahip devasa bir karadelik var.

Biz ise buradan 28,000 ışık yılı uzakta mütevazi Güneş sistemimizde bulunuyoruz. Kısacası bu bölge çıplak gözle görülmeyecek kadar uzak, buna dahası var.

Düşük Yüzey Parlaklığı Konusu :

Galaksimizin çubuklu sarmal galaksi olmasında ek olarak, Samanyolu Düşük Yüzey Parlaklığı galaksisi (Low Surface Brightness -LSB) olarak sınıflandırılıyor. Bu sınıflandırılmaya göre Dünya’dan gözlemlendiğinde en azından bir ölçek az görülüyor. Özellikle bunun anlamı Samanyolu’nun görünmesi için gökyüzünün 20,2 hektar kare ölçek daha karanlık olması gerekiyor.

Dünyadaki ışık kirliliğinden dolayı, Samanyolu’nu dünyada her yerden görmek mümkün değildir . Ayrıca Ay’ın ışığı yansıttığı vakitlerde de pek mümkün değildir. Yine bütün koşullar istenildiği gibi olsa da, çıplak gözle görebilecek bile olsa biz ve galaktik çekirdek arasında başka sebepler de var.

nasa infrared galaksi-gerçek bilim

Toz ve Gaz Engeli :

Sıradan bir gözlemciye göre Samanyolu tümüyle toz ve gazla dolu gibi gözükebilir. Bu   yıldızlar kondisyon olarak biliniyor ve galaksimizdeki % 10 ila %15 parlak görünür maddeyi ve yıldızlar arasındaki uzun boşlukları dolduruyor. Bu tozun kalınlığı görünür ışığı engeller, tozlardan ancak kızılötesi(infrared) ışık geçebilir.

İşte bu nedenle, Spitzer Uzay Teleskopu gibi kızılötesi teleskoplar haritalama ve galaksinin incelenmesi açısından çok değerlidir. Bu sayede toz ve sis perdesini aralayarak galaksinin kalbine temiz bir bakış açısı yakalayabilir, yıldızların oluştuğu bölgeleri görebiliriz. Buna rağmen, Dünya’dan görünür spektrumla yapacağımız bir inceleme toz ve gaz bulutu nedeniyle engellenir.




Sınırlı Ekipman :

Gök bilimciler ya da diğer adıyla astronomlar binlerce yıldır yıldızlara bakmışlardır. Buna rağmen ancak onların neye baktıklarını bildiğimizde bazı kıyaslamalar yapabiliriz.

Örnek verecek olursak, Aristoteles’in (M.Ö 384–322) Meterolojika kitabında  Yunanlı filozoflar Anaksagoras (M.Ö 500–428) ve Demokritos’un (M.Ö 460–370 ) Samanyolu’nun uzak yıldızları barındırabileceği öne sürülmüştür.

Buna rağmen Aristo Samanyolu’nun ,” Sayısız dev yıldızın bir araya gelerek, ateşli bir nefes vermesiyle” oluştuğunu be bu yanmaların atmosferin üst kısmında olduğuna inanmıştır. İşte  Aristo’nun bu teorileri 16-17 yy.a kadar batı okullarında okutulmuştur, ta ki modern astronomi kurulana kadar.

Fakat aynı zamanlarda İslam dünyasında Orta çağ okullarından farklı bir bakış açısı sergilenmiştir. Arap astronom İbn-i Heysem (965-1037), Samanyolu’nun ıraklık açısını gözlemleme ve ölçme girişiminde bulundu;[5] Samanyolu’nun ıraklık açısı yoktu. Bunun üzerine “bu, Dünya’dan uzaktadır, atmosfere ait değildir,” diyerek Aristo’nun görüşüne karşı çıktı. İranlı astronom  Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî (MS. 973-1048) “Samanyolu’nun bulutsu yıldızların sayısız fragmanlarından oluştuğunu” iddia etmiştir ki, bulunduğu çağda bunu önermesi gerçekten çok cesurcadır. İbn Kayyim El-Cevziyye (1292–1350) benzer şekilde Samanyolu’nun Gök Adası’nın sabit yıldızlar feleğinde bir araya gelmiş çok sayıdaki küçük yıldızlardan oluştuğunu ve bu yıldızların gezegenlerden daha büyük olduklarını ileri sürdü.

Ayrıca İranlı astronom Nasîrüddin Tûsî (1201–1274)  Tadkira adlı kitabında şöyle demiştir: Samanyolu, Galaksi örneği, çok sayıda ufak, sıkıca kümelenmiş ki bu yoğunluk ve küçüklükleri değerlendirilirse, bulutlu parçalar gibi. Bundan dolayı süt rengine benzemektedir”

Bu teorik devrimlerden sonra 1610’da Galileo Galilei teleskopunu cennete çevirene dek bu iddialar kanıt olarak destekledi. Teleskopların yardımıyla astronomlar bizim gördüğümüzden daha fazlasını gözlemledi. Bunlar ancak Samanyolu’nun belli bir kısmını oluşturuyordu.

Bir yüzyıldan daha sonrasında William Herschel ilk teorik Samanyolu(1785) diagramını oluşturdu. Bu tanımda, Samanyolu’nun dev, bulut benzeri yıldızlardan oluşan koleksiyonu ve Güneş Sistemi’nin bu merkeze yakın olduğu öne sürüldü. Hatalı olmasına karşı bu kozmik avlumuzun nasıl göründüğüne dair ilk hipotez kurma girişimi oldu.
20 yy’a kadar astronomlar galaksimizin gerçekte nasıl göründüğüne dair doğru bir resim alamadı. İşte her şey  astronom Harlow Shapely’nin küresel yıldız bulutsularının yerlerini ve konumlarını ölçmesiyle başladı. Bu sayede, Samanyolu’nun Dünya’dan 28,000 ışık yılı uzakta olduğunu belirledi. Hatta galaksimizin merkezinin düz değil kabarık olduğunu bile buldu.

1923’e gelindiğin zamanının en büyük teleskopunu(Mt. Wilson Gözlemevi Pasadena, Kaliforniya yakınında) kullananan Edwin Hubble bizimkinden farklı galaksileri gözlemledi. Evrendeki spiral galaksileri gözlemleyerek bizim galaksimize benzerliğini araştırarak, Samanyolu’nun nasıl olduğuna dair bilim insanları ve astronomlar fikir yürüttü.

O zamandan bu yana, galaksileri çoklu dalga boylarında(radyo , kızılötesi, x-ışınları,gama ışınları) inceleyebilme kabiliyetine sahip olduğumuzdan görünür spektrumla elde ettiğimizle birlikte daha iyi bir resim oluşturabiliyoruz. Ayrıca Hubble, Spitzer, WISE ve  Kepler uzay teleskopları sayesinde hava durumunda etkilenmeden gözlem yapabiliyoruz.

Buna karşın halen boyutsal ve görünürlük bariyerleriyle sınırlı bir görüntü alabiliyoruz. Galaksimizin çoğu resminde bir sanatçının elinden çıkmış ya da diğer bir spiral galaksinin fotoğrafı kullanılıyor. Bugüne kadar bilim insanları Samanyolu’nun tam olarak nasıl göründüğünü  belirleyemedi, çünkü biz onun içindeyiz.

NGC 1300 hubble çubuklu spiral galaksi
NGC 1300 – çubuklu spiral galaksisine benziyor olabilir. Hubble uzay teleskopuyla  alınan görüntü.

Samanyolu Galaksi’sinin gerçekten bir görüntüsünü almamız için, geniş çaplı bir kameraya ihtiyacımız var. Sonrasında bu kamerayı kabaca Samanyolu’nun 100,000 ışık yılı üstüne kadar çıkarmamız ve sonra dünyaya yöneltmemiz gerekiyor. Bugün mevcut uzay yolculuğu teknolojisi ile bu görevi tamamlamak 2,2 milyar yıl alacaktır. Hatta ışık hızıyla giden bir geminiz olsa bile 100,000 ışık yılından fazla zaman alacağı kesin.

Yine de astronomların galaksinin merkezini görmek için kullanabileceği ilave dalga boyları var ve bu sayede daha fazla galaksi görünür hale geliyor. Daha fazla yıldız gördükçe Galaksinin merkezini görme şansımız olacak, teorik açıdan orada dev bir kara delik olduğu düşünülüyor.

Bir zamanlar astronomların  Samanyolu tarafından gizlenen gökyüzündeki bölge için bir ismi var –“Sakınma Bölgesi-Zone of Avoidance” . O günlerde astronomlar ancak görsel gözlemler yapabiliyordu. Sakınma bölgesinde gökyüzünün ancak % 20’si gözlenebiliyordu. Fakat kızılötesi,x- ışınları, gama ışınları ile gökyüzünün ancak % 10’u gözlenebiliyordu. Diğer %10 genellikle gizem olarak kalıyordu.

Sözün kısası her gün muhteşem gelişmeler kaydediliyor. Galaksinin ötesine bir gemi gönderip, onun bize resimler yollayana kadar, halen yaptığımız gözlemlere bağımlıyız. Bugüne kadar insanlığın en uzağa yolladığı uzay aracı Voyager I bile ancak 62000 km hızla gidiyor ve fırlatıldığı 1977’den beri 19,7 milyar km uzaktadır. Güneş Sistemi’nden 35  yıl sonra çıkabilmiştir. Gelecek neler getiriyor bilinmez ama Dünya’yı hızla tüketmezsek belki bu gözlemler için zaman gelecektir.

Kaynaklar:

  1. http://phys.org/news/2015-07-center-milky.html
  2. https://en.wikipedia.org/wiki/Ibn_Qayyim_al-Jawziyya
  3. https://tr.wikipedia.org/wiki/Samanyolu
  4. https://tr.wikipedia.org/wiki/Voyager_1#cite_note-3
Facebook Yorumları

Hakkında Oğuz Sezgin

Bir bilim sever ve kimyager olarak, internetteki eksikliği görerek Gerçek Bilim’i 2012'de kurdum. Bu sitede gördüğünüz pek çok bilim ve teknoloji haberini oldukça ciddi kaynaklardan toplayarak sizin için araştırıyor, çeviriyor ve geliştiriyorum. Gerçek Bilim'deki diğer yazarlar ve ben, her gün baş döndürücü şekilde gelişen bilim ve teknoloji haberlerini size aktarmaktan kıvanç duyarız.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Çevreniz Sigarayı Bırakmanıza Engel Oluyor Olabilir

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl sigara kullanımına bağlı ölümlerin sayısının HIV’in, uyuşturucu ve …

Bir yorum geldi

  1. Pingback: Samanyolu’nun Merkezini Neden Göremeyiz ? - Vayb.me

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.